75 TL ÜZERİ ALIŞVERİŞLERDE KARGO BEDAVA!

Gezi / Doğu Ekspresi İle Kars Yolculuğu

tarihinde July 16, 2020

Doğu ekspresi çocukluk hayalimdi bu hayali gerçekleştirmenin zamanı geldi de geçiyordu bile... Ankara‘dan başlayan Kars’a kadar sürecek olan bu yolculuk için tren biletini daha öncesinden temin ettim. TCDD -Yolları’nın internet sitesinden ya da uygulamasını indirerek nasıl seyahat etmek istediğinizi belirleyip biletinizi kredi kartı ile alabilirisiniz.- Bileti 2 hafta öncesinden almama rağmen

çok zor yer buldum. Nedeni ise oda şeklinde olan yerler çok tercih edildiği için biletler çabuk tükeniyor olması. Ankara Tren Garı’na ulaştığımda görevliye bileti internet üzerinden aldığımı belirterek, biletimi teslim aldım. Heyecanlı bekleyiş o an başladı...

Ankara’daki Başkentray çalışmalarından dolayı 11.07.2016-11.12.2017 tarihleri arasında Doğu Ekspresi’nin kalkış yeri değişmiş. Kırıkkale‘nin Yahşihan ilçesine bağlı Irmak beldesinden kalktığı için TCDD yolları Ankara tren garından kalkan Irmak beldesine giden otobüs koymuş. Otobüsler saat 6 gibi tren garından hareket ediyor ve bütün yolcuları istasyona kadar bırakıyor. Ankara – Irmak arası yaklaşık 1

saat istasyonda trenin kalkma saatini biraz bekledikten sonra hareket ettik. Trenin sesi, sırtımda koca bir çanta ve bir elimde fotoğraf makinası ile heyecanım artmaya başladı... Biletimde yazan odaya geldiğimde odada kimse yoktu bir anda arkamda 3 kız arkadaş belirdi. ‘’Merhabalar...’’

Bileti alırken acaba odadaki kız arkadaşlar nasıldır diye düşünmedim değil. 24 saatimi onlarla aynı odada geçirecektim onları görünce bütün tereddütlerim gitti. Gayet sıcak bir tanışma ortamı olmuştu. Berfin, Yeşim, Tuğçe... yavaş yavaş eşyalarımızı yerleştirdik ve sohbet etmeye başladık. Hava karanlık olduğundan manzarayı göremiyoruz tam sohbet koyuyken yan odadaki arkadaşlar tanışmaya geldiler. Berceste ve Oğuzhan sohbetimizi onlar da katıldı. Sanırım hepimizin ortak noktası uzun bir ten yolculuğu yapmak ve bu anlardan keyif almaktı .Mumlar yakıldı, şarkılar söylendi. Tren usulca ilerlerken görevli yastık ve çarşafları dağıtmaya başladığına göre uyku zamanı gelmişti. Uyumadan saati 7.30’a kurdum. Çünkü o muhteşem manzaraları gözümle görmek ve hissetmek istiyordum. Sabah uyandığımda her yer bembeyazdı karanlıktan aydınlığa geçmek ve bunu bir tren yolculuğunda deneyimlemek anlatılmaz bir duygu... Kahvaltımızı hazırlama vakti gelmişti. Yan odadaki arkadaşlarla birleşerek herkes neler getirdiyse ortaya koyduk ve belki de hayatımızın en güzel kahvaltılarından birini yaptık. Kahvaltıya devam ederken manzara gittikçe güzelleşmeye başladı. Odamızın camı mevcuttu fakat çok küçük olduğu için fotoğraf çekmek biraz sıkıntılıydı. Makinanın ve telefonun düşme ihtimali yüksekti. Başka alternatif aramaya başladım ve bir baktım trenin arka kapısına kadar gelmişim. O an hissettiğim huzura yolculuktu. Keşke o arka kapıyı da açabilseydim. Tüm uğraşlarıma rağmen başaramadım. Diğer vagonları gezdim farklı farklı odalar varmış. Biraz odalarla ilgili bilgi vermek istiyorum siz değerli Derki okuyucularına.

Pulman: Normal koltuklu. Vagondaki her sıra da 2 çiftli, 1 tekli koltuk var, yani gayet geniş.

Örtülü Kuşetli: Oda halinde 4 kişilik, koltuklar ranza şeklinde yatak oluyor, temiz nevresim veriliyor ve yatağınızı kendiniz yapıyorsunuz.

Yataklı: Oda halinde iki kişilik, içinde buzdolabı, masa ve lavabo var. Yemekli: Trenin restoranı, menüde çorba, ızgaralar, mezeler, atıştırmalıklar var.

Benim tercih ettiğim ise; Örtülü Kuşetli oda.

Öğleye doğru acıkmaya başladık trende kafeterya gibi bütün yolcuların kullanabileceği bir alan var ancak fiyatlar biraz pahalı o nedenle geleneği bozmayalım dedik Erzurum’da
trene cağ kebabı siparişi verdik. İstasyona
gelir gelmez herkes yemek telaşına düştü.
Cağ kebabının eti biraz yağlı herkesin damak

tadına hitap etmeyebilir ama genel anlamda tadı güzeldi... Yemeğin ardından benim fotoğraf yolculuğum başladı. Sanırım trenin içinde vaktimin çoğunu fotoğraf çekmekle geçirdim. Manzaralar o kadar hızlı değişiyor ki kaçırmamak için tetikte olmak faydalı. Bazen cama yapışıp kalıyorum odadakiler ‘’Artık yeter ne çekiyorsun bu kadar.’’ demekten hiç bıkmadılar, bense çekmekten bıkmadım.

Fark ettim ki o küçücük camdan çıkan elim soğuktan donup kalacaktı. Tren ilerledikçe büyüleniyor insan... Köylerden geçiyoruz evlerin bacalarından tüten duman küçük bir evin kapısına dizilmiş odunlar, çatısı hasar almış bir kulübe hiç tanımadığım insanların trene selam vermesi, yaşlı bir dedenin biz fotoğraf çekerken hepimize el sallaması, köy çocuklarının gülümsemeleri...Doğunun tüm kokusunu içime çekiyorum. 24 saatin sonunda kendimizi Kars tren istasyonunda bulduk. Kalacak yer için bir çok alternatif var. Misafirhaneler, pansiyonlar ve oteller mevcut. Ben öğretmen evini tercih ettim. Hem ekonomik olduğu için hem de merkezde olduğu için. Belirtmem gerek ki öncesinde arayıp rezervasyon yaptırmanız gerekmekte. Yarın yapacak olduğumuz gezi için planlamayı trende tanıştığımız arkadaşlarla yolculuk esnasında ayarlamıştık. Gezebileceğimiz alanlar birbirine uzak mesafelerde olduğu için 15-20 kişilik grup halinde araç kiralamak daha ekonomik olacaktı. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra arkadaşlarla belirli bir noktada buluştuk. Ani Harabeleri’ne yolculuğumuz başladı. Ani Harabeleri şehir merkezine 48km uzaklıkta. Harabelere giriş müze kartı olanlara ücretsiz eğer müze kartınız yok ise 8 TL ödeyerek giriş yapabilirsiniz. Ani Harabeleri Arpaçay boyunda bulunan ören yeri. 961-1045 yılları arasında Pakraduni Hanedanlığı’ndan Ermeni hükümdarlarının başkenti olmuş. 11. ila 12. yüzyıla ait bazı İslam mimarisi eserlerini de barındırır. 2012’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilen Ani, 2016’da Dünya Mirası olarak tescil edilmiş. Ani kentinin ilk adı 6. Yüzyılda bir ermeni ailesi olan Gamsaragan beylerinin müstahkem yeri olarak geçiyor. Ani Harabeleri, Anadolu’da bulunan ve üzerinde Ermeniler’in yaşamış olduğu en eski yerleşim merkezlerinden biri. Üzerinde bir tane de büyük Katedral bulunuyor. Ayrıca milattan önce 3.000’li yıllarda yapılmış eserler de mevcut. Bunun dışında 1200’lü yıllardan günümüze kadar gelen pek çok İslami esere de rastlamak mümkün. İçerisinde hem İslamiyet’e hem Hristiyanlığa hem de diğer inançlara dair kalıntılar bulunuyor. Ani Kenti, 1064’te Selçuklular tarafından fethedilmiş. O dönem Selçuklu’nun hükümdarı Alparslan. Daha sonra Ani Şehri’ni, Müslüman olan Kürt Beyliği Şeddadi’ye bırakmış. Ani Harabeleri’nin günümüzdeki en önemli İslami kalıntılarından biri olan Menuçihr Cami, 1072 yılında Şeddadi Beyliği döneminde inşa edilmiş. Cami, adını Menuçihr Bey’den almış.

 

Her tarafi tarih, eşi benzeri olmayan miraslarla dolu bu bölgeyi bir rehber eşliğinde gezdikten sonra Çıldır Gölüne yolculuğumuz başladı. Ardahan ve Kars il sınırları içerisinde kalan göl, 123 km2 alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük tatlısuyu ve en büyük ikinci gölüdür. Deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikte bulunan gölün en derin noktası 42 metre. Çıldır Gölü, bir lâv akıntısı ile bir moloz mahrutu tarafından müştereken meydana getirilmiş bir doğal set gölü. Birçok dere ve pınarlarla beslenmekte olan gölün tek çıktısı kuzey batısında yer alan Ermenistan sınırında bulunan, Arpaçay kolu olan Telek Çayı’dır. En büyük olanı Akçakale harabelerinin yanında yer alan adadır. Göl etrafında çok az bitki örtüsü gelişmiştir. Ancak gölü çevreleyen otlaklarda yoğun hayvancılık yapılmaktadır. Yılın dört mevsiminde yapılabilen balıkçılık yöre halkı için önemli bir ekonomik gelir kaynağı teşkil etmektedir. Gölde balıkçılık önemli bir insan aktivitesi olup, kışın buz tutan gölde kalın buz tabakası kırılarak balık avlanmaktadır. Gölde yakalanan en önemli balık türü (aynalı) Sazan (Cyprinus carpio). Göle ulaştığımızda kar lapa lapa yağıyordu. Gölün üzerine dikilmiş alan Türk Bayrağı’na kadar yürüyüş yaptık çok eğlenceli dakikalar geçirdik ara ara buzları kırarak gölden balık tutulan bölümlere rastladık. Gölün üzerinde atlara bağlanmış kızaklarla tur atan insanlar, halay çekenler... fena acıkmış ve soğuktan donmaya başlamıştık. Restorana kendimizi attık ve içerde odun sobası, salaş bir ortam, menüde sarı ve alabalık vardı. Gölden tutulan sarıbalığı tercih ettik. Nasıl tadı acaba derken, herkes yemeğe başlayınca şaşırdık. Gerçekten çok lezzetliydi eğer bir gün yolunuz düşerse mutlaka sarı balığı tercih edin. Uzun bir yemek faslından sonra dönüş yolculuğu için harekete geçtik sanırım çok yorulmuştuk. Günün yorgunluğu yavaş yavaş çökmeye başlamıştı üzerimize. Çok güzel ve yoğun bir gün geçirmiştik. Ertesi gün dönüş saatimiz 8’de olduğu için 6.30’da yollara düştük. Tren istasyonuna yürüyerek ulaştıkve vagona bindiğimde yalnızdım. Diğer arkadaşlar Erzurum ve Sivas istasyonlarında inecekleri için normal bölümden bilet almışlar. Dönüş yolculuğundaki manzaralar tren hareket eder etmez çok güzel karşıladı beni... Sanki hoşçakal dermişçesine, bulutlu bir gökyüzü ve bulutların arasından süzülen güneş ışıkları selam etti bana. Erzurum’a kadar yalnız yolculuk ettim. Erzurum‘da çok tatlı bir yol arkadaşıyla, Aslıhan ile devam ettik. Ara ara da diğer arkadaşlar da geldi yanıma. Geliş yolundaki gibi hepimiz bir odada olmadığımız için çay kahve içtik, sohbet ettik. Tabii görevli gelip ‘’Hepiniz burada olmaz yerlerinize geçin bakalım.’’ demeyi de ihmal etmedi.

 

Yine zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Dönüş yolunda da mükemmel fotoğrafalar yakaladım sanırım sürekli bu yolculuğu yapsam her seferinde farklı fotoğraflar çekebilirim. Sabah uyandığımda Irmak İstasyonu’na az kalmıştı. Görevli bütün çarşafları toplamaya başladı ve biz de yavaş yavaş çantalarımızı hazırladık. Trenden indiğimizde Ankara Garı’ndan bizi Irmak İstasyonu’na getiren otobüslerle aynı şekilde gara dönüş yaptık. 48 saat trende geçen bir yolculuk, yeni arkadaşlıklar, yeni keşifler... Günlük rutininden tamamen uzaklaştıran, gözünüze ve ruhunuza hitap eden manzaralar...Her dakikasından her anından çok keyif aldım umarım siz de bir gün kendinize böyle bir yolculuğu deneyimleme fırsatı verirsiniz. Ne kadar uzağa gidersem, kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.

Yazan: Gamze Gizem Eken gamzegizem8788@gmail.com Fotoğraf: Gamze Gizem Eken

Bu yazı Derkii dergisinin 12. sayısından alınmıştır.